Tuesday, January 22, 2008

TR'de Turban & Isvec'te Escinsellerin Evliligi!

Yandaki harita suanda ulkemizi ziyaret eden, seriatci ve kendi irkindan olmayanlarin soyunu kurutmak uzere kiran diktatörun ulkesine ait...


Sabahlari ise gelirken dinledigim haberlerin iceriginin Tr'de de olmasini hep dilemisimdir. Isvec'te son gunlerde söyle icerikliydi haberler: Escinseller kilisede de evlensin mi evlenmesin mi (Hukuken evlilik sözlesmesi imzalayabiliyorlar)? Bicakli soygun ya da sokak kavgasi gibi TR de haber olmaktan cok siradanlasmis olaylar haber olabilir, hemen sonra, bazen de dogrudan diger ulkelerin sorunlari siralanir: Darfur katliami; Burma'daki dikte rejimine karsi ayaklanmalar; Pakistan, Afganistan, Irak'taki patlamalar.

Bugun Vatan'da Yigit Bulut'un köse yazisinda da ayni dilegi okuyunca link vermek istedim...

Umarim turbana özgurluk diye bagiranlarin, escinsellere de evlilik hakki diye, sokaklara dökuldukleri, destek olduklari ve haber olarak dinledigimiz gunleri göruruz sevgili ulkemizde de...

Friday, January 18, 2008

2008'in ilk okuma önerisi!


Kizkardesim istedi diye bu konulara bulasmak niyetinde degildim. Hos bugunlerde memleketin onca derdi bu konuyla örtbas edilmek isteniyor olsada, yaziyi okuyunca dayanamadim...

"Dikkat bu bir türban yazısıdır


Yeter! Sus sus sus, onu dinle bunu dinle çok sıkıldım.


Türban siyasi bir simgedir.

Türban her türlü politik, maddi, manevi ve dini baskı için silah gibi kullanılan bir alettir.

Üstelik bu silah, “benim kafama” dayanmış, tetiğinin çekilmesini beklemektedir.

“Ya ben, ya sen?” diyor silah bana.

BİZ demiyor.

Bana hoşgörü ile bakmıyor.

Ben ayrımcı değilim. Ben dinsiz değilim. Ben “kötü kadın” değilim.

Ne bugün bana, ne de yarın kızıma karşı yapılması planlanan haksızlığı asla kabul etmem!

Etmeyeceğim ve bu konuda görüşümü sonuna kadar bildireceğim.

Gelinen durumdan endişe etmekle kalmayıp bu konuyu tırnaklarımızı yiyerek tartışacak hale düştüğümüz için utanıyorum.

Ben türbanla, üniversitede tanıştırıldım.

Ve ne tanışma şeklimden, ne de tanık olduğum olaylardan, hiç hoşlanmadım.

Unutamıyorum.

Beynime bir “tehdit” olarak kazındı türban. Türban tacirleri kazıdı bunu beynime.

Üniversitede okumak için İstanbul’ a geldim.

Yurtta bahtıma çıkan odaya yerleştim.

Odamda benden yaşça büyük, “Komünarlar” diye anılan ve hala tam olarak ne olduklarını anlayamadığım grubun üyesi olan kızlar vardı.

Bir de “Yeşilay Klübü” üyeleri vardı sağda solda.

“Hem yeşilaycılar, hem de ne çok sigara içiyorlar” derdim; saç sakal birbirine karışmış, molla kıyafetleri filan derken jetonum düştü. Yoksa ben de üye olabilirdim.

“İçki ve sigara kötülüklerin anasıdır” diyecekken “anam anam” diye ağlıyor olabilirdim.

Ben onlara göre “tipim” ve geldiğim lise yüzünden “pis burjuva” idim.

Oysa ne pistim, ne de burjuva.

Bu haksız yargı yüzünden, tipe, giyime, gelinen yere göre insan sınıflandırma olayına öğürerek bakarım.

Neyse.

Yurtta, çok sevdiğimiz zehir gibi bir kız vardı.

Mühendisliği’ e girmişti. Ailesinin maddi sorunları vardı.

Durupdururken kafasını kapamaktan bahsetmeye başladı.

Sonra, saçını başını plastik bir duş bonesi içine sokup üzerine sımsıkı örtü bağlayıp kapandı.

“Hayırdır! Bu da ne?” dedim.

“TürbanMIŞ” dedi. (MIŞ’ a dikkat!)

“E ne oldu böyle birden, sen kafayı mı yedin?” dedim.

“Bana para yardımı yapıyorlar. Annemlerin kirasını da ödedim bu ay. Önümüzdeki iki dönem başarılı olursam belki arabam da olabilirMİŞ!” dedi. (MİŞ’ e dikkat!”

“Al sana, Yonca!” dedim, “Politik Satın Alma!”.

Öğrenci İşlerinden Sorumlu Müdür’ e durumu anlattık.

Herkesi dinleyen biriydi.

Çözüm düşünür, olmayacak mı, dümdüz “Olmaz!” derdi.

Bizi de dinledi.

Pür dikkat.

“Bu konu hassas, ben biraz düşüneceğim” dedi.

Birgün dersteyiz, kapı açıldı, girdi içeri, taş kesmiş ateş saçan bakışlarla;

“Kızlar,

Ne derdiniz varsa; maddi, manevi, ruhsal hiç fark etmez. Hamile kalsanız da fark etmez.

Lütfen, önce bize gelin. Size söz, elimizden geleni yapacağız.

Paranız mı yok, önce bizle paylaşın! Çözüm bulacağız.” dedi.

Akşam yurtta da aynı güven veren babacan edayla kükredi.

Arkadaşımız çok huzursuzdu. Korkuyordu. Nasıl kurtulacağını da bilmiyordu. Bir de üzerine üstlük, günah işlemiş, Allah’ a olan inancını parayla satmış gibi hissediyordu.

Beraber gittik müdüre, ağlaya ağlaya anlattı.

Uğraş didin, burs bulundu, yarım gün kütüphanede çalışması sağlandı.

Ailesi ile ilişkiye geçildi. Herkes kol kanat gerdi. Bir dönem dondurup ailesinin yanına geri gitti.

Sapasağlam geri geldi.

Kızın az kaldı “başı” yanıyordu.

O, türbanın diyet borcundan kurtuldu.

Diyeceksiniz ki; “Ne alaka, bugün böyle birşey sözkonusu asla değil, olamaz! Sen nasıl herkesi aynı kefeye koyarsın? Vır vır vır dır dır dır!”

Ay yeter!

Bir kere de siz dinleyin.

O gün böyle başladı, bugün metamorfoza uğradı; ama hikaye aynı.

O gün “başlık” parasıyla insan satın alındı, bugün el alışkanlığı, göz aşinalığı, din aşkı derken, kaşla göz arası hoooop “köşk”de taht kazanıldı.

Çok sıkıldım çoook!

Çünkü bu konuda politikanın ve paranın sütten çıkmış ak kaşık sanılmasından bıktım ve usandım.

Çocuk muyum kandırılıyorum?

Dilsiz miyim susayım?

Fikirsiz miyim, paylaşmayayım?

Enayi miyim, kazanılmış hakkımı göz göre göre çöpe atayım?

Kusura bakmayın, hiçbiri DE-Ğİ-LİM!

Günlerden bir gün kızlarımızı; “türbanlı ve türbansız” olarak böleceğimiz hiç aklıma gelmezdi.

Hem serbest olsun dediğiniz “alet/silah”, en çok beni bağlı(vuru)yor?

Hani benim güvencem?

Bu mu vadedilen hoşgörülü arabuluculuk?

Yıl 1990’ dı derdimiz buydu.

Yıl kaç?

2008.

18 yıl oldu.

Alet edilen kızlarımız bugün reşit oldu! Yapılan yatırım, getirisini toplar oldu.

Şimdi ehliyet almak istiyorlar.

Korkuyorum bu kafa ile trafiğe çıkarlarsa, hatalı sollama riskinden, hem bana hem kızıma çarparlar.

Kaç kere tanıdığım türbanlı bayanları evimdeki çaya davet ettim, gelmediler.

Beni davet eden oldu mu?

Hayır.

Elimi uzattım düşen çocuğuna yardım edeyim diye, istemediler.

Şu köşe fotoğrafıma bakıp beni “dinsiz” diye mimlediler.

Türbana izin vermeyi değil,

Kazanılmış haklarımızı korumayı tartışın!

Acilen, çok acilen hem de,

Boş konuşmayın

UYANIN!

Yonca
“uyanık”

Tuesday, January 15, 2008

Yehova Sahidi Komsumuz:


Resim eski Yehavo Sahitleri tarikati uyesi bir kadinin blogundan alinma, ressamin adini bulamadim...


-Tabiki hicbir ana-baba cocugunun ölumcul bir hastaliga magdur kalmasini istemez, dedi...

Ben bu tur tartismalara girmekten hoslanmiyorum, cözumsuzdur, cunku dogmalara inanan insanlarin her soruya verilecek, suslenmis cevaplari coktan hazirda bekliyordur. Ama bu konuyu hakikaten merak ettim, akdeniz anemisi olan ve surekli kan almak zorunda kalan blog komsum Yaban'in hastane anilarini okurken aklima geldi, acaba bunlarin basina gelse ayni hastalik, parmak kadar cocugu ölume mi terk edecekler diye...

Konunun devaminda da aklimda soru isareti kalmadi, söyleki:

- Devlet bizim kararimizi dinlemiyor, cocuk oldugu icin kararda onlar son noktayi koyuyor, dedi.

Ben de icimden tabiki:

- Siz de akliniz sira itiraz ederek, 'garantilediginiz cennetinizden' vazgecmemis oluyorsunuz, dedim...

Sunday, January 6, 2008

-10 derecede objektifime carpanlar...

Bu sabah P-O 12 km lik kosusunu yapmak icin ayaklandi...Tipik Isvecli, önce termometriyi kontrol etmis tabiki, -10 da kosmak hosuma gitmiyor, dedi. 6 km lik yuruyus te kesmedigi icin, ben sirayi kaptim ve ciktim disari...Her zaman yurudugum guzergah, at yarislarinin yapildigi hipodrom bizim mahallenin bitisiginde. Onun etrafini dolanmak bana yetiyor da artiyor bile...Bu sabah fotograf makinami da aldim yanima, boynumda asili saga sola carpinca, sag elimdeki sopayi kullanma yerine makinayla beraber tutarak yurumeye calistim, ama elimi sabit tutmak eldivenli sag elimi usuttu. Kamerayi koynuma aldim, vucut isisiyla buharlasan objektif disari cikar cikmaz buz tuttu, falan filan...'Blog yazmak hic te kolay degil hani, keyfince bir spor bile yapamiyorsun' dedim icimden...

Bisiklet ve yaya yolunda soldan yuruyordum aslinda, fotografi geri dönupte cektim...








Friday, January 4, 2008

Isvec Krali Dogal Park'a Klube Yaptirabilir mi?




Gazeteden alinma fotograf, Isvec Krali'nin coluk cocuk gelip, buzu delerek balik tuttugu dogal parktan. Kral bu klubelerde kalmaktan sIkIlmis ve ben kralim, bunlarin yerine en azindan tuvaleti icinde tek odali baraka (klube) yaptirmak istiyorum, her cocuguma mustakbel esleriyle birlikte uyuyabilecegi, cislerini kiclari donmadan yapabilecekleri, söyle hakikaten tek odali mutevazi klubeler, demis...

Ben de gazeteye yazilmis yorumlari okudum. Herkes resmi görevlilerin izin kararini merakla bekliyor. Yorumun birinde: "Burasi Isvec mumkundur. Vatandasa hayir, Kral'a evet, haksizlik bu."diyordu...

Gelin bir de benim yurduma bakin, izne ne gerek var,vatandas ta yaptirir ,devletin basindakiler de, bizde herkes esit, dedim icimden...

Thursday, January 3, 2008

Rondelde (Göbek; döner kavsakda) araba nasil surulur?

Bu kavsaklar(ek:*Ben önce 'yonca kavsak' diye de yazmistim) Isvec'te trafik isiklari olmadan kullaniliyor, zaten amaci isik beklemeyi elimine etmek. Yuvarlagin icine giren arabanin önceligi vardir, beklemez, gunese dogru, yani saat yönunun tersine yol alir (Sagdan arac suruldugu icin) ve istedigi kavsaga dönmek icin sag sinyali vererek rondeli terkeder. Kavsaga gelen araba ise rondelin icinde ilerleyen araci bekler, engellemeden rondele girer. Rondelin icindeki aracin kendisine yol vermesi icin hizla ilerlemez (TR de sagdan gelen aracin yol hakki oldugunu, beklemem gerekirdi, diye rondelde hizli ilerleyen bir surucuyu hatirliyorum. Halbuki hizli ilerlemesi disinda yaptigi surus dogruydu, tabiki buradaki kurallara göre. Ben gecen yil Gugil'dan TR de nasil diye arastirdim, fakat bulamadim.Cogu rondelle birlikte trafik isiklarinin olusu, sanirim bu kurali önemli kilmiyor...Trafik kazasiz gunler dilerim...








Not:*Yasemin uyardi, rondel ve yonca kavsak arasinda baglanti olmadigini, yorumundaki linkten merak edenler farki görebilir...

Wednesday, January 2, 2008

Cocuklarla ilgili son bilimsel arastirmalara göre:

1. 2 gundur surekli yinelenen bir haber: Arastirmacilar, yuva yasindaki (1-5 yas)cocuklarin gunde en az 11-13 saat uyumasi gerektigini öne suruyorlar. Aksi halde, cocugun obezite yani asiri kiloluluk hastaligina yakalanma olasiligi varmis...(Alp ve Ege ortalama 10-11 saat uyuyorlar :( .)


2. Yeni (0-1,5 yas)bebeklerin, pasif icici olanlarinda, alerji riski de varmis...(TR dekiler, acik havada nasil olsa, diye icen yakinlarinizi uyariverin!)