Sunday, February 17, 2008

Mahallemizin Kizak-Kayak Tepesi...

Kizkardesim telefon etti, taktin kafayi yine turbana, ugramiycam bloguna, diye uyardi...Hep 2.cumhuriyetci kocasi etkiliyor, isteyen istedigini giysinmis, sanki ben herkes basini acsin diyorum! Yakinda Taraf'in yazarlarinin baslattigi kavganin domino etkisini göruruz. Burada da varsa yoksa Kosava'nin bagimsizligi ve Pakistan'daki secimler...


Bu tepeler bizim mahallenin arkasinda evimize sadece yurume mesafesinde. Ulasmak cok kolay. Cocuklarin kizaklarini, naylon kapli minderlerini elimize alip yuruyerek 5 dakikada gidiyoruz...


Alp sabah 1 saat tennis kursundan sonra evde kalmak istedi. Ben de Ege'yle birlikte gittim.

Bazi genclerin yaninda kar bordlari vardi, atlama standlari yapmislar...



Arkadasi Roky rastlayinca Ege'nin keyfi yerindeydi, defalarca tirmanip kaydilar...



Daha sonra ben Alp evde yalniz oldugu icin Ege'yi Roky'nin ailesine emanet edip eve döndum...



Eve geldigimde kucuk eltiler kahveye gelmisler birlikte fika (Kahve+yanina kek, cörek) yaptik...Guzel bir pazar gunuydu...

Thursday, February 14, 2008

Sadece Turkiye Degil ki!

Isvec kendi imamlarini yetistirmek istiyor. Önceki haftalarda bununla ilgili hukumetin calismalari oldu. Imamlarin Sudi Arabistan'dan maddi destek almalarini engellemek ve radikal göruslerin önunu kesmek istiyorlarmis...

Gecenlerde TV'de bir Afrikali'nin kendinden oldukca genc kardesine Isvec'te misafir olusunun belgeseli vardi...Adam afrikan kulturunu yansitan renkli giysiler yerine Pakistan ihracati bir entari icindeydi...Kardesi sen bizim giysilerimiz yerine sadece Arap kulturu diye bu cirkin Pakistanlilarin diktigi giysileri giyiyorsun diye bir guzel elestirdi...

Yine baska bir belgeselde Fransiz ya da Italyan Binealinde ödul alan bir Afrikali fotografcinin memleketinde verdigi caz-dans partisi konu ediliyordu...Eski fotograflardaki cazli dansli partilerin bir tekrarini yapacaklardi...Kadinlarin baslari yapili, kisa elbiseli, erkeklerin smokinli giysiler icindeki 60-70 li yillardan eski dans resimleri gösteriliyordu. Planlar sadece erkekler tarafindan peygamber (Yerde, ayni kaptan)sofralarinda, elle yemek yiyerek konusuldu. Kadinlar artik tesetture girmislerdi. Erkekler karilarinin sayisini rahatca artirmislar, seriati da iyice benimsemisler, habire seriata göre, deyip durdular. Belgeseli 'Partiye en favori karini alda gel' ikna cumleleri doldurdu...Partide ise muzigin ritmiyle iki yana son derece hos ritimle yerlerinde sallanan tesetturlu yasli ve eskiye benzemese de kaymis örtuler icinde, takim elbiseli kocalariyla dans eden diger kadinlara kamera zum yapip durdu. Hepsi birkac saatligine seriati unutup, eski gunlerine gidip geldiler. Tek eksik artik kamusal alanda yasak olan alkoldu.

Özetle degisen, degismekten korkan sadece bizler degiliz...

Monday, February 11, 2008

HAVUZA GITMEK KIZLARA CIIIIS!


Fotograf buradan kopya.

Yarin Alp'in okulu topluca havuza gidecek. Okul, velilerden sehir disindaki macera havuzuna gidis icin yardim istedi. Biz veliler göturecegiz. Okulun tesetturlu kizlari, daha 6-11 yas arasi, ailelerinden gitme izni alamamislar, o yuzden cok uzgunler, dedi Ruben (Komsunun oglu, ben aliyorum onu da okuldan) arabada. Peki erkek kardesleri (Her aileden en az 2-3 tane sadece okullu olanlar) geliyor mu, diye sordum, evet onlar geliyor, dedi.

2-3 yil önce burada yazin 9 yasinda Irak göcmeni bir cocuk sisme bottan dustu ve yuzme bilmedigi icin boguldu. Olay cok tazeyken ilkokulu bitirmek icin yuzme ögrenmek zorunlu olsun gibi tartismalar gundeme gelmisti. Sonuc ne oldu bilmiyorum, ama okullar 3.siniftan sonra yuzme derslerine duzenli olarak gidiyorlarmis, 9 yasindaki Ruben'den ögrendim. Bizim hasema ureticileri hemen Isvec'e cocuk boyu satis icin bir pazar arastirmasi yapsinlar derim...

Bu aralar cok guzel yazilara rastliyorum ve sizinle paylasmadan da edemiyorum...

Wednesday, February 6, 2008

Semla- ya da Fettisgunu!


Resim internetten



Tarifi ingilizce burada var.












Dün, resmi görulen pofuduk (yuvarlak cörekler pistikten sonra icine bolca badem ezmesi ve onun da uzerine az pudra sekeriyle cirpilmis krema yine bolca dolduruluyor, en ustune de pudra sekeri serpiliyor) cörekleri yeme gunuydu...Her yil yuvada ögretmenler cocuklarla yapip velileri davet ediyorlar. O yuzden ben ve P-O Ege'nin yuvasinda, Alp de okulunda yedi. Isyerindeki hakkimi bugun kullandim ve simdi afiyetle mideme indirdikten sonra, bu tadi sizinle paylasayim dedim. Bu postu Zeynos okudugunda tadini bildigi icin nasil imrenecegini tahmin edebiliyorum...Lutfen beni gaza getirip, yap diye israr etmeyin! Cok tehlikeli. Böyle iki tane yemek ve gelecek yili beklemek en iyisi.

Fettisgunu oruc döneminin baslangici imis. Kimsenin bunu ne bildigi ne de oruc tuttugu var, ama herkesin bildigi, bu kutsal gunde bu kutsal cöreklerin yenmesi gerektigi!!!

Tuesday, February 5, 2008

Mine Kirikkanat'dan

'Sadaka Hanım’la Rant Bey’in düzeyli ilişkisi


Gazete haberleri, yırtılarak parçalanmış yapboz tabloları gibidir. Eğer beyniniz hazırlop klişelerle dumura uğramadıysa, eğer düşünce sistematiğiniz hâlâ direniyorsa basmakalıp uyuşturucu zerkine, parçalanarak gizlenen bütünü görebilir, kargaşada eritilen gerçeğe ulaşabilirsiniz.

Geçen pazar günkü gazetelerde, sayfalara dağıtılarak birbirinden koparılmış iki haberi yan yana getirmek, hazin bir Türkiye tablosunu ortaya çıkarmaktı.

Ülkeyi kemiren en onulmaz, en ayıp melanetin tablosu, insani ve idari sorumsuzluğa bir suçüstü kanıtıydı.

O gün, gazetelerin iç sayfalarında Davutpaşa’daki havai fişek patlamasında ölen 22 işçinin cenazeleri kaldırılıyordu. Baş sayfalarda ise patlamadan yerel idare düzeyinde sorumlu Kadir Topbaş Efendi, Çırağan Sarayı’nda katmerli dul Seda Sayan’ın altıncı nikâhını kıyıyordu.


***

İstanbul’da kaç bina olduğunu bilmeyen, çünkü sayamayan, varlığından habersiz olduğu iş yerlerini ve atölyeleri denetlemediği gibi, yapılan ihbarları takipsiz bırakıp Davutpaşa’daki patlamadaki ihmalden bir numaralı idari sorumlu Kadir Topbaş, cenazelerin kaldırıldığı gün, eteği sirenler çalaraktan Çırağan Sarayı’na koşup nikâh yorgunu kart geline taze damat vermek görevini ifa etmekten hiç utanmamıştı, anlaşılan.

O cenazeler ki, her birinin ardındaki dram insanım diye dolaşan tüm iki ayaklıları hüzünlendirmesi ve düşündürmesi gerekirken, en başta o faciaya yol açan başıboşluktan sorumlu Kadir Topbaş Efendi’nin vicdanını sızlatmalıydı.

Ama bina sayısını bilmediği, nerede ne imal edildiğinden habersiz olduğu kenti daha çok, hep daha çok ve bazen tarih hazinelerinin üstüne yapılaşmaya açan, bir depremde sığınılacak yeşil alan bırakmayan, “rant makinesi” diye baktığı ve sözde ayaktayken b.k kokusundan geçilmeyen İstanbul’u, depremde patlayacak kanalizasyonlarda boğulmaya hazırlayan Kadir Topbaş... Davutpaşa’da denetim ihmaline kurban giden 22 yoksulun cenazesinin kaldırıldığı gün, Çırağan Sarayı’ndaki pespayelik fotoğrafta belediyeci cüppesiyle sırıtmaktan hiç hicap duymamıştı. AKP milletinin vekili Osman Yağmurdereli de pek yakışıyordu İbrahim Tatlıses’li, Gülben Ergen’li, bol göbekli ve sıfır yürekli belden yukarı ünlülerle poz verdiği o fotoğrafa.

Çırağan Sarayı’ndaki o fotoğraf karesi, mümtaz AKP temsilcilerinin “her şey mübah, ille de nikâh” ahlakının kimyasıydı: CH4. (Ne olduğunu bilmeyenler, sözlüğe baksın...)


***

Oysa aynı anda, belki tam da onlar sırıtırken, o kimyanın kare kökü fotoğrafta, Davutpaşa’daki faciada babasını yitiren kalbi delik Ogün’ün güzel gözlerindeki dayanılmaz acıyı yansıtıyordu bir başka fotoğraf, aynı gazete sayfalarında. Onun da iki küçük kardeşiyle sarıldığı annesi, türbanlıydı.

Oysa aynı anda, belki tam da onlar yılışık şaplaklar atarken katmerli dulun erdiği damatlık muradın sırtına, 15 yaşındaki Ebru Günalan, kapandığı tabutun üstünde: “Söz veriyorum canım anneciğim, kardeşlerimi büyüteceğim, babam cezaevinden çıkınca ona da bakacağım. Bize burs vereceklermiş, senin istediğin gibi çok başarılı olacağız, bir evimiz olacak, bir odası sana...” diye hıçkırıyordu.

Oysa patlamanın olduğu gün, okurum Dr. Özcan Baripoğlu, sorumlu olduğu facianın kurbanlarına sadaka vaat edip “hayırlı nikâh” kıymaya koşan şaplakçı ahlakını şöyle anlatıyordu :

“Muhtemeldir ki sorumlular ölen işçi ailelerini ziyaret edecek ve taziyelerini bildirecek. Tıpkı tersanede ölen işçi ailelerini ziyaret ettikleri gibi. Sonra AKP il ve ilçe teşkilatları yardımlarda bulunacak. Ama Çalışma Bakanı da çıkıp, istihdamın önündeki engelleri hafifletmek için iş sağlığı, iş güvenliği konusunda işverenlerin üzerindeki yükü hafifleteceğiz, diyecek. Hatta tam kaldırsınlar böyle yükü! Önleme, standarda, iş güvenliğine, bilgiye, görgüye, bilime, vicdana ne gerek var? Olur böyle şeyler yüzde 99’u Müslüman ülkelerde, ölen ölür, kalan sağ Müslümanlar nasılsa bizimdir!”

Davutpaşa’daki maytap atölyesinde, sendikaları bitiren, yaratamadığı yasal istihdamın yerine kaçak iş yerlerine, kaçak istihdama, sigortasızlığa, çocuk işçi sömürüsüne göz yuman, iş ve işçi güvenliğini hiçe sayan AKP politikası patlamış, çünkü AKP insan haklarını “sadaka”ya bağlamıştır.

22 işçinin cenazesinin kalktığı gün faciadan bir numaralı idari sorumlunun Çırağan’da nikâh kıyması da Batı kültüründen alınmamış bir ahlak olup, sadaka politikasıyla rant namusunun düzeyli ilişkisinden ibarettir.'

Friday, February 1, 2008

Benim Oglum Polis Olsun!

Noel-Yilbasi tatilinde cok yemekten daha da buyumus göbegimle oynayan Ege'ye:



- Belki bebek vardir icinde? dedim.



Ege kendinden emin bir ses tonuyla:



-Hayir, bebek olsa yumusak degil, sert olurdu, dedi...



Tipik cogu Turk anne gibi:



-Aaaa nasil da hemen bildin bak, dortor olsun benim oglum, dedim...



Ege'de itiraz eden, kizgin bir ses tonuyla,



-Haaayirrr, polis olacagim ben! dedi...

...



Bu konusmadan birkac hafta sonra uyku öncesi yatakta Turkce Tubitak yayinlarindan (Simdilerde yoktur belki bu baskilar, yaradilis teorisine aykiri yaaa!) 'Dunya ve Uzay' kitabini Ege'yle okuyacagimiz bölumu secmek icin karistiriyorduk. Tam dunyanin olusumunu gösteren sayfaya geldigimizde Ege hemen resimleri bana bir cirpida 4 yasina uygun Isvecce cumlelerle aciklayiverdi:



-'Su firtinasi, ates firtinasi ve toprak-yeryuzu firtinasi', dedi...



-'Aaaa benim oglum nasilda bilir herseyi, sen Profesör ol bari', diye ekledim hemen...



- 'Haaayirrr, polis olmak istiyorum!' diye kukredi yine...



-'Tamam oglum sen polis ol', diye yatistirdim derhal ve aslinda 'saglikli ve iyi bir insan olmaniz' yeterli benim icin diye dusundum icimden de...

222A

Anlami su: 2. ayin 2 sinde saat 2'de (14.00) Anitkabir'de turbana karsi eyleme Hedikli Ev'den destek verdigimi bildiriyorum...

Rahmetli babannem 3 evladindan en cok sevdigini hissettigim simdi rahmetli Abidin Amca'mi, kadin kadina gittikleri bir köy dugunune 'benim oglum akillidir birazdan cesme basindan dönecek', diyerek ikna etmeye calistigini, sonra hala pesleri sira en arkadan yuruyen amcama, 'caya gelince dönersin de mi benim guzel oglum', caya da gelip hala dönmeyince, 'köpruyu gectikten sonra dönecekdin, di mi oglum', fakat bu arada amcamin hic söz vermedigini, arkalarindan devam ettigini ve sonunda Arcak Köyu'ne kadar amcamin gelip dugun evinde onlarla birlikte kaldigini yeri sirasi geldiginde sIkca anlatirdi. Bu gercek bir ani...Rahmetli Aziz Nesin'in de unlu bir hikayesi ayni, Ergin Yildizoglu'nun blogunda da rastlamistim, firsat bulursam onu da linkle okutmayi saglarim size (Buldum)...

Demokratik tavir, turban serbest olsun, diyen pek aydin dusuncelilere de, önce bu cabanizi 301 'in kaldirilmasi icin gösterin, diyorum. MHP-AKP isbirligi onu alip coktan rafa kaldirdi bile. 2. Cumhuriyetciler, cok demokratik liberaller, Ataturk'un Cumhuriyeti'ni elestirenler, ben burada gundeme gelen her dusunce sucunda yerin dibine giriyorum, siz turbandan sonra sira ona gelecek diye, bekleyin biraz daha ve avucunuzu yalayin...