Thursday, April 10, 2008

Isvec'te Okul ve Karne!

Isvec'te ilkokul da karne verilmiyor. Buna karsilik 1 yasindan sonra yuvalarda ve okulda her dönem velilere cocuklarin gelisimiyle ilgili bilgi veriliyor...

Gecen yil merkez sag hukumetinin bir vaadi de 'okullarda ögrencilerin daha iyi ögretilecegi, not sistemine daha önce gecilmesi' idi...Buna karsilik sosyal demokratlarin lideri, biz kucucuk cocuklari, bunda iyi bunda kötu diye, damgalamak istemiyoruz, demisti...

Dun Alp'in gelisim görusmesine gittik. Cok iyi, dedi ögretmeni. Gelecek hafta da Ege'ninki var.

Burada 2001'liler 2008'in sonbaharinda 1. sinifa baslayacak. Liseye kadar 9 sene okuyacak, 8. sinifta karne aliniyormus (Simdi ögrendim). 6 yasi da katarsak lise öncesi 10 yil, 3 ya da 4 yil da lise...6 yas grubunda, cocugu okula hazirlama, harfleri, rakamlari ögretme, bolca oyun ve hercesit spor dallarini tanitma, öncelikli hedef. Kanada'da 4 yasinda okul öncesine baslayip, 2 sene devam ediliyor ve 6 yasinda 1. sinif basliyormus, toplam 12 yilmis Uni'ye kadar. Tr'de 2001 liler ilk seneye basladi. 8 ilk ögretim+4 sene lise okuyacaklar. Isvecli cocuklar Kanadali ve TR'li cocuklardan en az 1 yas daha yasli olacaklar, calismaya ya da Uni.ye basladiklarinda...

Dun P-O'nun 15 yaslarindan beri dönem dönem kocluk yaptigi tenisci ikizler geldi. Bizde mac seyretmek istemisler. Su anda 22 yasindalar. Biri Uni'de marangozluk bölumune baslayacakmis. (P-O simdiden bizde pratik yapabilecegi isler hazirlamaya basladi bile). Liseden sonra burada, Norvec'te tenis hocaligi- koclugu yaptilar. Biri Norvec'ten önce gelip unlu bir spor magazasinda calisti. Diger ikizin matematiginin seviyesini yukseltmesi gerekiyormus yuksek okula baslamasi icin...Uni.de okuyanlara devlet 2000 SEK karsiliksiz yardim veriyor, 50 yasinda okumaya kalkarsan yardim yok...Ilave ogrenciler devletten 7500 SEK te aylik borc alabiliyor. O yuzden iki ogrenci dayali doseli evli ve cocuklu olarak gecinebiliyor...

Wednesday, April 9, 2008

Gazeteport Okuyorum!

Artemis linkini verdiginden beri hic bir yazisini kacirmadim Kiymet Nadir Binbir'in.

Linki tiklama zahmetine girmeyecekler icin bir yazisini daha kopyaliyorum...

“Hasta la victoria siempre!”07.04.2008


4 Nisan 2008’de Venezuela’da; Devlet Başkanı Hugo Chavez çimento sanayiinin yabancı şirketlerin elinden alınarak derhal devletleştiriliceğini açıkladı..
Venezuela’nın çimento sektörü, Meksika’nın Cemex, Fransa’nın Lafarge ve İsviçre’nin Holcin şirketlerinin elindeydi.
Chavez; “Venezuela’da konut sıkıntısı varken özel şirketlerin dışarı çimento ihracına izin veremeyiz, stratejik sanayi maddesidir” diyerek şirketlerin çimento ihracını da yasakladı.
Chavez, 2006’da da Venezuela’daki petrol şirketlerinin yüzde 60 hisselerini Devletin enerji grubuna devretmelerini sağlamıştı.
4 Nisan 2008’de Türkiye’de; özelleştirilerek Lübnan’lı Hariri’ye satılan ve artık Türk olmayan Telekom (Recep Bey Hariri Hanedanı veledleriyle kapalı kapılar ardında gizli görüşmeler yapmıştı), emekliliğini dolduran 4 bin çalışanının sözleşmelerini feshedeceğini duyurdu.
Ol Hariri; Telekom ihalesini alabilmek için 48 bin kişiye istihdam olanağı sağlamayı vadetmişti.
Chavez, kimine göre otokrat/diktatör, kimine göre kahraman, fakir fukaranın sesi. Kesin olan birşey var ki; Chavez, iktidara geldğinden bu yana, zamanında özelleştirilmiş, yabancı şirketlere satılmış sanayisini hızla devletleştirirken ‘kamu yararı’, ‘ulusal çıkar’ gözetiyor, ülkesinin ve halkının çıkarlarına uygun icraatlar yapıyor.
AKP Hükümeti kimine göre vatana ihanet içinde, kimine göre demokrasinin, reformun gülü. Altı yıldır ‘kamu yararı’, ‘ulusal çıkar’ (ay gene ulusal dedim) gözeterek bir icraatta bulundukları görülmedi. Bu kavramlar son altı yılda yasak değilse bile tedavülde olmayan kavramlar.
Tüm icraatları, AB’ye Uyum Pakedi adı altında, ya Türkiye’de yaşayan yabancıları rahatlatmaya yönelik oldu ya Türkiye’nin tüm zenginliklerini ele geçirmeye çalışan çokuluslu/yabancı şirketleri.
Chavez 1998’de seçimle iktidara geldi, 2006’da altı yıllığına yeniden seçildi. Venezuela halkı ‘şimdiye kadar Venezuela’nın gördüğü en demokratik ortamda’ yaşadığını düşünüyor. Halk Chavez’in devrimlerini (aman devrim dedim, başıma iş alır mıyım?) ve Başkanlarını ‘güçlü’ bir kişilik olarak tanımlıyor.
İkinci AKP Hükümeti’nin bundan sonraki seçimlere kadar önünde uzun yıllar vardı, fakat dosyası Anayasa Mahkemesinde... Seçmen yaştaki nüfusun yüzde 75’i (ben yüzde 47 oy aldıklarına hiç inanmadım, gerçek oyları yüzde 25 civarıdır diyorum) bu Hükümet’in ülkeye daha fazla zarar vermesinin önlenmesini istiyor. AKP’nin anladığı anlamda demokratik ortam sadece Fatih’in Çarşamba Mahallesinde var (Admin Beyciğim, buraya o mahalledeki karaçarşaflılarla sarıklı-poturluların bir resmini sıkıştırnız lütfen).
Chavez Bush’un sevdiği bir kişilik değil. Çünkü, gelişmekte olan ülkelerle birleşerek ABD zorbalığına karşı bir kartel oluşturmaya çalışıyor. Mikrofonlara Bush için ‘eşşek’ ve ‘sarhoş’ diyebiliyor. Espirili de bir kişilik Chavez.
Abdullah Bey ve Recep Bey ise Bush’un sevdiği kişilikler. Partileri için kapatma davası açıldığında, (AB ve) ABD arkalarındaki desteğini hissettirecek güçlü mesajları derhal verdi/veriyor. Espiri, mizah yetenekleri yok, karikatürleri çizildiğinde tazminat davası açıyorlar. Bush’a itaatsizlikleri sözkonusu olamaz.
Chavez’i desteklemeyen nüfus, Venezuela’nın kaymak tabakası. ‘Sosyal devrim’ çerçevesinde yaptığı devletleştirmelerden memnun değiller.
AKP Hükümeti’ni desteklemeyen Türkler (hernekadar ‘seçkinci elit’ olarak anılıyorsak da) çalışan, üreten, artı değer yaratan orta sınıf. Kaymak tabaka tüm desteğiyle AKP’nin arkasında.
ABD’nin, petrol zengini Venezuela’nın ‘egemenliği’ üzerinde haliyle hain emelleri var. Chavez’in cesaretinin diğer Latin ülkelerine yayılması korkusunun rahatsız ettiği Bush yönetimi, Chavez’i devirme teşebbüsünde de bulundu. Güney ve Orta Amerika’daki, Karayiplerdeki bütün diktatörleri destekleyen ABD, Chavez’e korkuyla karışık nefretle yaklaşıyor. Chavez ABD emperyalizmi için büyük tehlike.
ABD’nin Türkiye’nin egemenliği üzerine de planları var, o nedenle AKP Hükümeti’nin iktidardan uzaklaştırılmasını istemiyor. AKP’ye muhalif her hareketi anti-demokratik ilan ediyor. AKP, ABD emperyalizminin planlarını gerçekleştirebilmesi için ideal kadro.
Chavez Venezuela’da sosyal bir ‘eşitlik’ düzeni kurmaya çalışıyor. Sosyal reformları en alt tabakadan başlayarak yapıyor.
AKPliler ise, birkaç yılda cukkalıyıverdikleri şaibeli servetlerinin suçluluğu içinde, insanlara ‘ölümde/ölümden sonra’ eşitlikten bahsediyorlar.
Chavez Venezuela’da, fakir halka daha fazla eğitim ve sağlık hizmeti verecek sistemler kuruyor.
AKP Türkiye’de eğitimi Kuran kursu düzeyine indiriyor, sağlık, sosyal güvenlik sistemini darmadağın ediyor.
Chavez ABD medyasına “Eğer yabancı medya kuruluşu dışarıdan ülkemize gelerek Venezüela'ya karşı emperyalizmin oyunlarının bir parçası olursa derhal sınırdışı edilecek! CNN'dekiler! Beni dikkatle dinleyin! Bu sadece bir uyarı!” demişti.
AKP; The Economist’in, Financial Times’in Türk Mahkemelerine tehditleriyle moral buluyor.
Chavez’in Venezuela çimento sanayisini yabancı şirketlerin elinden alarak devletleştirdiği gün Türkiye’de telekomünikasyonun Lübnanlı sahibi 4 bin çalışanına kapıyı gösterdi. Necip Türk basını Gülhane Parkındaydı / ne Telekom çalışanlarının isyanının / ne Chavez’in devletleştirmesinin farkındaydı. ABD medyasının AKP’ye attığı destekle meşguldüler.
Lübnanlı bir işadamının, ya da İngiliz İstihbaratıyla bağlantılı bir Genel Müdürün de (Paul Doany) Türk ulusal çıkarlarına uygun hareket etmeleri beklenemezdi netekim...
Chavez’in reformlarıyla AKP Hükümeti’nin reformları arasındaki fark ‘kamu yararı’,‘ulusal çıkar’ farkıdır. Birincisi kendi halkının yararına değişiklik yapar iken, ikincisi emperyalist ülkelerin, çokuluslu şirketlerin, AB’nin ve ABD’nin çıkarına hizmet etmektedir.
Bugün Chavez’e bir mektup yazmaya kalksam, Che’nin Castro’ya son mektubundaki gibi “Hasta la victoria siempre!” (‘Sonuna kadar, zafere kadar!’ ya da ‘Hastayım amca sana’) diye bitirirdim.
Özelleştirme yoluyla Türkiye’nin tüm sanayisini, stratejik bölgelerini, haberleşmesini yabancılara devreden, reform adı altında ülkeyi pazarlayanlara bir mektup yazmaya kalksam “Hastasınız siz” ya da “Hasta ettiniz” diye..."

Tuesday, April 8, 2008

Gunaydin!

Bugunlerde evde yaptigimiz bahar temizligiyle ilgili bir posta gönderecektim ama yeni fotograf makinasinin kablosunu bulamadim. Kis geri geldi, birkac cm kalinliginda kar yagdi.

Reha Muhtar'la tek yakinligim, yillar önce Yeniköy Kahvesi'nde pazar sabahi yan masalarda oturmuslugumuzdan ibarettir. O zamanlar sanirim yeni artiz sevgilisinden ayrilmisti. Yaninda 2 arkadasi ve elinde bir yigin gazete vardi. Tr'deyken yaptigi Tv programlari beni cileden cikartiyordu dersem yalan olmaz...Vatan'a gectiginden beri yazilarini duzenli olmasa da severek okuyorum. Bugunku de su...

Thursday, April 3, 2008

Sobe, Sobe!

Kirmizi bavul da bulundu artik bahanem yok birikmis sobeleri yazmam gerekiyor...



1. sobede Meltem bir muzik klasöru yapmami istemis. Öyle zor ki benim gibi 7 yildir muzik dinleme yerine, dil ögrenmek icin mp3 de habire haber programi olan radyo dinleyen biri icin. Muzik evde P-O nun tekelinde. Hatta benimle arasira dalga geciyor: 'söyle hangi artiz senin favorin, tum CD lerini alip önune serecegim seve seve' diyerek kafa buluyor. Anliyacaginiz hicbir zaman tutkunu oldugum bir ses ya da besteci olmadi. Aslinda Istanbul'da yasarken Efes'in Blues Festival veAcik Hava Tiyatrosu'nun caz konserlerini de hic kacirmazdim...



Eski bir sinemasever olarak klasöre 2 soundtrack albumunden:

Miles Davis'in (ayni adli Jodie Foster'in oynadigi film) 'Siesta'si;

Eric Serra, Deep Blue (dream);

ile

Jan Garbarek, A.Braham, S.Hussain: Madar'indan bir klasör olustursam ebeligi savmis olur muyum Meltem'cigim?


2. sobe cok önemli bir konu: 'cocuk istismarini durdurun' diye, Özlem ve Artemis sobelemisler...


keske böyle bir sobe yazilmak zorunda kalinmasaydi. Ben anne olduktan sonra, cogumuzun anladigi anlamda cocuklarin istismara ugradiklarini duydugumda, duyarliligimin ruhsal durumumu bozacak seviyelere geldigini bu vesileyle itiraf etmeliyim. Her kötu haberde sanki kendi bebegimin basina gelmis gibi etkileniyordum. Abartip Isvec'i sucladigim bile olmustu da, P-O'nun 'dunyanin heryerinde hasta insanlar vardir' telkiniyle artik genellemelerden ve önyargilardan kurtuldugumu söyliyebilirim...


Dunyadaki tum cocuklara layik olduklari guzellikte istismarsiz bir yasam diliyorum...


Sobe de yazilmasi istenilenler:

* Banner


* "Çocuk istismarını durdurun" sloganının yazıda geçmesi.

* Çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissettirdikleri.


Bebekligimden beri hep bahsettiklerinden cocuklugumda ki gibi net animsadigim bir sarki var: 'Twist' . Annem ve babannemle ben 9 aylikken bir kina gecesine gitmisiz. Genc kizlar Safranbolu yöresinin atlama, duz denilen defle calinan oyun havalari yerine koca bantli teyipten caldiklari 'Twist'le dans etmisler. Eve gelip ingilizce bilmeyen babannem ve annem 'twits de, gel! twist de, gel! abidik gubidik twist de, gel! ' dediklerinde bezli popoyu iki yana sallayarak twist yapip, taytay durmaya baslamisim.

Doctus baslatmis bu sobeyi ve 'dunyayi kurtaracak mim'diye adlandirmis, lutfen sitelerini tiklayin. Sobelenmemis olanlari toptan sobeliyorum...

Thursday, March 27, 2008

Hedikli´nin Kanada Gunlugu!

Kanada'ya Noel-Yilbasi tatilinde dusundugumuz geziyi, 5 yil önce de ayni zamanda gittigimiz icin, hala bolca olan cocuk izinlerimizi kullanarak Mart'ta yapmaya karar verdik...Ama ne hava ne doga hicte Ocak ayindan farkli degildi. Kanada'da tum es, dost, arkadas, 'artik biktik, bahar gelsin' diye, söyleniyordu...


Kizkardesim, kocasi ve dunyalar guzeli 2 kiz yegenimle birlikte, onlarin evinde, 8 kisi; 3 tuvalet, 2 banyo, 2 bilgisayar kuyrugunda harala gurele ama sevgiyle toplam 2,5 hafta gecirdik...
Alisveris, yemek, sofra kur-kaldirlardan firsat bulunulup, hem eski hem yeni arkadaslarla bulusuldu. Onlarla paylasilan cok guzel sohbetler, cay-kahve, yemeklerden yine firsat bulunulup muze, kutuphane, bowling salonu ve ulusal parklara gidildi...

Yasemin'in blogunda cok guzel ve ayrintili anlattigi, fotografin karesine tek kendisi girebilecek kadar az ziyaretcinin oldugu ROM'da, biletleri internetten almamiza ragmen, muzeye girip terkedene kadar adim adim Besiktas Pazarini gezer gibi dolastik (Ancak toplam 4 kattan tek katini). Cunku okullarin ara tatiliydi. Kardesimin 5 muzelik toplu biletleri almadigina da cok sevindik. Cocuklar 'eve gidelim' demeye, en sevdikleri dinazorlarin oldugu yerde basladilar...Bir baska muze de önceki gelisimizde kapali oldugu icin P-O'nun aklinda kalan, sadece erkek erkege dolastiklari Hokey Muzesi'ydi. Ayni anda biz kizlar da, o bölgenin bakimli hanimlarinin tercihi olan bizim Nisantasi gibi bir yerde (Oakville) gunesli havada salina salina dolastik; buyukler kahve icti, kucukler dondurma yedi... Bizimkiler dönduklerinde Toronto' daki hokey muzesinin cokta matah olmadiginin altini söz birligiyle vurguladilar.

Hava birkac gun sonra hep gunesli, benim sevdigim turden ruzgarsiz ve soguktu. Ilk gunlerde kardesimle ve P-O'yla onun kostugu parkurda yuruyus yaptik. Karsilastigimiz hemen hemen herkez selam veriyordu...Kanada'da, Isvec'in tersine, insanlar sosyal ve göz kontagi kurmakta israrlilar...


Gunesi yakalar yakalamaz yegenlerimin fotografini cekmeye calisirken...
Arkadaslarimizla görustugumuz sirada cocuk sayisi bazen 6-7 lere ulasiyor, bizim muhabbetleri ancak cocuklarin bize hazirladigi gösteriler bozabiliyordu...Sevgili Fulya ile iki kez görustugumuz halde fotograf cekmeyi derin konular nedeniyle hep atladik, sanal arkadasligimizi gercege donusturduk...
Kanada'da yasayan sevdigim bir arkadasimin yaptigi degerli cam calismalarindan birinin fotografi...
1 gun Niagara'da konakladik: Kuzey Amerika'nin en buyugu oldugunu söyledikleri macerali su parkinda cilgin bir nerdeyse 10 saat gecirip; Niagara'nin Amerikan tarzi abartili isiltili gecesini guzel bir yemekle susledik; otele cocuklar kucaklarda tasinarak niyet ettigimiz kahveleri icemeden dönduk... Selalenin birsuru fotografini cektik, sincaplarla birlikte yolda yuruduk...Hem Amerika hem de Kanada tarafi o görkemli doganin birakin dibine, icine kadar betonu sokmayi cok iyi becermis oldugu icin, icten ayni kufurler edildi...
Dönuste yine klasik turu tamamlayip, sarap butiklerinden birini ziyaret ettik. Kirmizi ve beyaz sarap testi paraliydi. Biz de bu sefer gidisimizde tadini daha da cok sevdigim Ice Wine den test ettik, ustelik bedavaydi.
Asagidaki park bizimkilere cok yakin, betondan kurtulup sadece dogayla basbasa kalmak istedigin zamanlarda kacabilecegin buyuk bir doga milli parki. Buz pateni, kros kayak ve yamacindan kayilabiliniyor. Gittigimiz sirada da (SuleymanveBen'de de anlatilmisti)maple surup festivali vardi. Giris parali, ustelik te kayak kros izi filan da görmedim. Isvec'te bu tur yerler bedavadir. Bana Kanada kapitalist ABD abisinin yolunda olma konusunda israr ediyor gibi geldi...
Kutuphaneden cocuklarin istegi uzerine filimler aldik....
P-O haric herkesin elinin degdigi manti bile yaptik, ona da, bari fotografimizi cek diye, israr ettik.
Cok guzel bir geziydi...

Not: 1-Tek olumsuz olan: Yanlislikla bir charter Ispanya-Portekiz gezisine dahil oldugu söylenen kirmizi bavulumuz hala ortada yok...

2-daha fazla fotografi Alp ve Ege'nin sayfasina aktaracagim...

Wednesday, March 26, 2008

Hedikli Ev Kanada'dan Döndu!

Sevgili dostlarim, 2.5 haftalik Kanada gezimizden önceki gun dönduk. Hala yorgunuz. Iste ve evde birikmis isleri hallettikten sonra buraya cok guzel ayrintilari olan fotograflarla gezimizi yazacagim... Yorum birakan, özelden yazan arkadaslarima cok tesekkur ediyorum...

Su yaziya da göz ativerin!

Monday, March 3, 2008

Vasa Kayak Kosusu,


Fotograf buradan aktarma.

Dun Isvec'in cok unlu kayak kros kosusu vardi. Sanirim kizlar daha kisa, ama erkekler 90 km lik, ince ve uzun kros kayaklariyla, heryil geleneksel bu kosuya katiliyor, katilamayanlar da ekran basinda saatlerce surdugunden, en azindan TV ye belirli bir sure göz atiyor.

Ben de dun hemen havaya girip, Alp ve Ege Samuel'in dogum gunune katildiklari surede, 2,4 km cik uzun kayaklarimla kosup geldim. Parkur 2-3 km lik mesafede uzakta oldugundan arabayla gidip geldim. Evde dus aldigimda bile hala vucudum tam sogumamisti, bugun de biraz vucudumda idman agrilari var...

P-O önumuzdeki gunlerde cikacagimiz gezi yuzunden bu hafta sonu da calisti. Demin yemekten önce bana:'ben bu yil daha hic kaymadim önce sen git, sonra ben gideyim kaymaya'dedi. Ben de aksam aksam karin beyazi da olsa gidemem diye, sadece dusuncesine tesekkur ettim. Gun ortasi bile ormanin icinde tek basina kayiyorsun, ilk yillarda baya ayi mayi cikar diye urkuyordum. Cok issiz orman, kar, yolu gösteren oklar ve kayak izi disinda örnegin dun sadece 1-2 anneye rastlamistim (Yanlarinda kucuk cocuklari oldugu icin yavas kayiyorlardi, yoksa herkes kosup turunu bitirip gittiginden kimseye rastlamiyorsun)...P-O simdi 8,8 km lik parkura kaymaya gidiyor. Saat 18.33 ve yeterince de karanlik...

Not:1-Kizlarin daha kisa kosmasi konusunda yanilmisim, 'P-O herkez ayni mesafeyi kosuyor,89 km' dedi...Bugun kar kureme kepcelerini kullanan kadin suruculere rastladim, bizde de otobus filan surmeye basladilar sanirim bazi belediyelerde...
2-KNB'yi de okumayi ihmal etmeyin!